Jeoloji Mühendisleri Odası Konya Şube Başkanı Şükrü Arslan 6 Şubat 2023’de ki depremi hatırlatarak afetlerin yaşam alanlarını her geçen gün daha fazla tehdit ettiğine dair açıklamalarda bulundu.6 Şubat gecesi Kahramanmaraş merkezli, 7.7 ve sonrasında 7.6 büyüklüğünde yaşanan iki yıkıcı depremin üçüncü yıl dönümünü yaşadığımızı söyleyen Arslan, “Asrın felaketi olarak nitelendirdiğimiz bu acı olay, 120 bin kilometrekarelik alanda 11 il, 124 ilçe, 6 bin 929 köy ve mahallede, on binlerce binanın yıkılmasına, 50 binin üzerinde vatandaşımızın hayatını kaybetmesine ve 100 binin üzerinde vatandaşımızın yaralanmasına neden olmuştur” ifadelerini kullandı.
"Afetlerin ekonomik yükü tüm dünyada katlanarak artıyor"
Afetlerde hayatını kaybeden yurttaşlara Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyen Şükrü Arslan, “Birleşmiş Milletler Afet Risk Azaltma Ofisinin yayımladığı “Küresel Afet Risk Azaltma Değerlendirme Raporu 2025 (GAR 2025)’na göre afetlerin ekonomik yükü tüm dünyada katlanarak artıyor. Bu tablo ülkemiz için de geçerlidir. Örneğin 1999 Marmara depremlerinin ülke ekonomisine maliyeti yaklaşık 17 milyar dolar iken, 6 Şubat Kahramanmaraş merkezli depremlerinin 100 milyar doların üzerinde olduğu açıklanmıştır” açıklamasında bulundu.
"Depremler yüreklerde onarılmaz yaralar açıldı"
Uluslararası Afet Veri Tabanı (EM-DAT) tarafından her yıl yayınlanan raporlarda afet olay, ölü ve etkilenen kişi sayısına göre yapılan sıralamalarda Türkiye’nin yüksek zarar ve can kayıplarıyla hep üst sıralarda yer aldığının altını çizen Arslan, “Afetlerin neden olduğu kayıp ve zararlar sadece ekonomik sınırlarda kalmamaktadır. Ailesinden ve yaşamdan kopan on binlerce vatandaşımızın, bilhassa genç ve çocuklarımızın depremler nedeniyle uğradığı mağduriyet hiçbir maddi karşılıkla ödenemez. 6 Şubat depremlerinde 53.537 yurttaşımızı kaybettik, yüzbinlerce yürekte onarılmaz yaralar açıldı. Öncelikle yaşamdan kopan binlerce insanımızı saygıyla anıyor, bu acıların bir daha yaşanmaması adına afet risklerinin azaltılması için mücadele etmeye devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
"Bilinen bu gerçeklere rağmen..."
Türkiye’nin tarih boyunca ağır yıkımlara ve büyük can kayıplarına neden olan depremlerle birçok kez sarsıldığını söyleyen Şükrü Arslan, “Vatan topraklarımızın %98 oranında deprem kuşağında yer alması, Sismik kayıtların tutulmasından (1900 yılından) itibaren 7 ve üzerinde 22 depremin yaşanması bizlerin ne kadar ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzun açık bir göstergesidir. Bilinen bu gerçeklere rağmen yaşanan bu depremlerde on binlerce binanın yıkılması olağan mıdır?” açıklamasında bulundu. 3194 sayılı İmar Kanunu, 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun, Yapı Denetim Uygulama Yönetmeliği ile Planlı Alanlar İmar Yönetmeliklerinde yetersizlikler olduğunu ifade eden Arslan, “Bu kadar geniş bir coğrafyada büyük bir yıkıma sebep olan bu depremler, zemin profili ile uyumsuz, gerekli önlemler alınmadan inşa edilmiş her yapının yıkılmaya mahkûm olduğunu bize bir kez daha göstermiştir” ifadelerini kullandı.
"Hatay’daki büyük yıkım nasıl açıklanabilir?"
Zemin parametrelerinin en az yapı kadar önemli olduğunun altını çizen Şükrü Arslan, “Aksi halde deprem merkez üssünden 150-200 kilometre uzaklıktaki Hatay’daki büyük yıkım nasıl açıklanabilir? Zeminin de yapı kadar önemli olduğunu gösteren ortamda bir an önce Zemin Etüt Denetimi Hakkında Kanun ve Yönetmeliklerin çıkarılması gerekmektedir. Zemin ve Temel Etütlerinde sondajlar ve araştırma çukurları, arazide yerinde yapılan deneyler, Zemin Etüt Denetim Firmaları tarafından denetiminin sağlanması, böyle önemli bir konuda inisiyatifin sadece birkaç kişiye verilmemesinin gerekliği açısından bu durum çok önemlidir” açıklamasında bulundu.
"Acil düzenlemeler gerekmektedir"
Zemin Etüt Raporlarının ruhsat eki veya proje eki olarak görülmesi anlayışından biran önce vazgeçilmesi gerektiğini savunan Arslan, “Etütlerin, uzmanlık alanına uygun meslek mensuplarınca gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Zemin ve Temel Etüt raporlarının fenni mesuliyeti Jeoloji Mühendisi tarafından üstlenilmelidir. Zemin ve temel etüt raporlarında belirtilen zemin tipi, şev analizi, yer altı suyu vs. gibi parametre konularında, raporda belirtilen önlemlerin alınıp alınmadığı, zemin iyileştirme yöntemlerinin uygun yapılıp yapılmadığı, yerinde denetimi esas alacak şekilde yapılması ve denetlenmesi gerekmektedir. Bu konularda acil düzenlemeler gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
Şükrü Arslan açılamalarına şöyle devam etti; “Verdiği örneklerin dikkate alınarak afetlere her seferinde hazırlıksız yakalanan ve ağır faturalar ödeyen bir ülke olmaktan kurtaracak, yeni kitlesel can ve mal kayıplarına engel olacak kalıcı, somut ve sistematik önlemleri hayata geçirmesi geçirilmesi gerekmekte iken; Tartışmalı bir şekilde “Tapu Kanunu ile Bazı kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanun Teklifi” mecliste yasalaşmayı beklemektedir. Bu yasa yapılması gerekenlere ne kadar yer vermiştir? mevcut uygulamadaki aksaklıkları ne kadar giderecektir? Gibi çok fazla soru işareti vardır. Esas olan denetimi artırmak değil midir?
Diğer bir önemli husus ise “Mühendislik Mimarlık Hizmet Şartnamesi” olup, bu şartnamenin 1984 yılından bugüne kadar yenilenmemesidir. İvedi olarak Zemin ve temel etütlerini de kapsayacak şekilde Şartnamenin yenilenmesi gerekmektedir.
Unutmamalıyız ki Aktif tektonik bir kuşak üzerinde yaşıyoruz. Her afet sonrası büyük yıkımlara uyanmamak için bir an önce gerekli yasal düzenlemeleri yapmalı, kontrol ve denetimleri sıklaştırmalıyız. Tedbir almak bedel ödemekten daha ekonomik ve insancıldır. 6 Şubat Asrın Felaketinin yıldönümü münasebetiyle, tüm halkımıza bilimin ve tekniğin ışığında depreme dirençli bir Türkiye diliyoruz.”







