Bilecik’in 18 medeniyete ev sahipliği yapmış Osmaneli ilçesinde yapım tarihi bilinmeyen ve 1874 yılında çıkan yangından sonra yeniden inşa edilen Aya Yorgi Kilisesi restorasyon bekliyor.
Döneminde Gemlik Metropolitliğine bağlı Rum Ortodoks Kilisesi olan Hagios Georgios (Aya Yorgi) Üç nefli, haç planlı ve kubbeli bir bazilika olan yapısı, 1874 yılında çıkan yangından sonra Lefke’yi imara gelen Macar mühendis tarafından 1876-1878 yıllarında inşa edildi.
Aradan 9 yıl geçti
Aya Yorgi Kilisesi 2017 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Osmaneli Belediyesi işbirliğinde, kültür merkezi ve müze olarak restore edileceği duyurulmuştu. 13 Ekim 2017 tarihinde ihaleye çıkacak olan kilisenin, Bursa Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılacak olan restorasyonun maliyetinin tamamı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanacağı söylenmişti. Dönemin Belediye Başkanı Münür Şahin, "Mülkiyeti belediyemize ait olan Aya Yorgi Kilisesi, kültür merkezi ve müze olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na restore ettiriyoruz. 13 Ekim 2017 tarihinde ihalesi yapılacak yatırımın tamamlanma suresi 365 gün olacak" demişti.
"Çıkan yangından Aya Yorgi Kilisesi dâhil Osmaneli’nin yüzde 80’i yanarak kül oluyor"
Kilise hakkında bilgi veren Osmaneli Belediyesi çalışanı İlayda Özkök, "Eskiden burada Rumlar ve Türkler beraber yaşıyorlardı. Şu anda bulunduğumuz bölge aslında eskiden beri günümüze kadar hep tapınaklar bölgesi olarak kullanılmış. Osmaneli yani eski adıyla ’Lefke’ tam 18 tane medeniyete ev sahipliği yaptığını biliyoruz. Biz buranın Rumlar, Türkler, Bizans İmparatorluğu ve birçok medeniyet burada yaşamlarını sürdürmüş ve buradan göç etmişler. Bununla birlikte aslında şu an burada görmüş olduğunuz kilise, ahşap kilise vardı ama Osmaneli’nde çok büyük bir yangın çıktı. Bu yangının bu kadar büyük olmasının nedeni bizim eski evlerimiz, eski konaklarımız ’Atıl atma’ denilen bir sistemle yapılıyordu. 5-6 santimetre büyüklüğündeki çiviler birbirlerine dövülerek yapılıyordu ki deprem anında tekrardan çıkıp yerine oturabilsin diye. Bununla beraber bir tane evde, konağımızda çıkan yangın erken müdahale edilemediği için çiviler orman yangınlarındaki kozalaklar gibi genleşerek diğer evlere sıçrıyor ve yaklaşık Osmaneli’nin yüzde 80’i yanarak kül oluyor. Bu yanan yapılara burada bulunan eski ahşap kilise de dahil" dedi.
"Görmüş olduğumuz kilise 18. yüzyılın başlarında yapılmış, günümüze kadar uzanan bir kilise"
İlayda Özkök, açıklamasının devamında, yangın sonrasında Bursa valisinin buraya bir tane Macar mühendis gönderdiğini anlatarak, "Macar mühendis şehri tekrardan restore etmiş. Camikebir ve Cami Cedit bizim Osmaneli’mizin en eski iki tane mahallesi. Aynı zamanda kilisemizin bulunduğu mahalle de Camikebir Mahallesi. Bu mahalleleri gelen Macar mühendis restore ediyor ve şehrin planlamasını aslında kendi örf ve adetlerini katarak yapıyor. Görmüş olduğumuz kilise 18. yüzyılın başlarında yapılmış, günümüze kadar uzanan bir kilise. Aslında arkamda görmüş olduğunuz alan kilisemizin ana giriş yeri. Kiliseye Rum halkı buradan giriş yapıyor. İki tane çan kulesinden oluşuyor. Görmüş olduğumuz kuleler aslında çan kulesi ve yerel halk ibadetini şu anda bizim durduğumuz yerde tamamlıyorlar" dedi.
"Rumlar ve Türkler kimse kimseye karışmadan burada ibadetlerini gerçekleştirmiş"
İlayda Özkök, kilisenin Marmara Bölgesi’nde bulunan en büyük kiliselerden bir tanesi olduğunu söyleyerek, "İlçenin nüfusuna, Rum halkının da nüfusuna bakarsak en büyük kilise aslında şu anda bizim olduğumuz Aya Yorgi Kilisesi. Burada Rumlar ve Türkler çok güzel bir şekilde yaşamlarını sürdürmüşler, kimse kimseye karışmadan burada ibadetlerini gerçekleştirmiş. En bilinen en önemli eserlerimizden bir tanesi Rüstem Paşa Ulu Camii. Müslüman halkımız da orada ibadetlerini gerçekleştirmiş. Aslında 18. yüzyılın başlarında burada çok kardeşçe yaşamışlar. Rum halkı şu anda dediğim gibi bulunduğumuz yerde ibadetlerini gerçekleştiriyordu. Burası da aslında bir Rum Ortodoks kilisesi. Şuraya baktığımızda aslında çiniden mozaikler olduğu bilinmekte, eski bulduğumuz yazışmalarda. Ama Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla beraber buradaki Rum halkı göçünce kilise bakımsız bir yer haline geliyor ve Osmaneli’nin ileri gelen zengin ailesine burayı satıyorlar ki yerel halk buraya sahip çıksın, ayakta tutabilsin diye. Zamanın çeteleri burayı yağmalıyorlar. Kurtuluş Savaşı’nın başlamasıyla beraber azınlık çeteler tarafından burası yağmalanıyor. Şunu da belirtmek isterim ki Osmaneli halkı asla buraya zarar vermiyor. O yüzden ileri gelenler burayı satın alıyor ki bizim kültürümüz hala burada ayakta durabilsin, geleceğimize bir yatırım olarak kalabilsin diye ileri gelen halk burayı satın alıyor" dedi.
"2000’li yılların başlarında tekrardan burası devlet hazinesine kazandırılıyor"
İlayda Özkök, son olarak, "Kilise Kurtuluş Savaşı sırasında halk da buradan göçüp gidince aslında bakımsız bir yer haline geliyor. 2000’li yılların başlarında tekrardan burası devlet hazinesine kazandırılıyor. Kilise gerçekten çok büyük bir önem arz ediyor. Yazın, sonbaharda, ilkbaharda, kışın demeden birçok turist bu güzel zenginliklerimizi görmeye geliyor. Bizim açımızdan da çok güzel bir şey oluyor, yöremizi halka duyurmak, topluma katmak, Osmaneli’ne insanlara duyurmakta çok mutlu oluyoruz. Bu yönde de aslında başkanımız Bekir Torun’un çok güzel çalışmaları var, turizmde öne çıkmak için yaptığı güzel adımlar var" dedi.









