Kimileri hamasetten,kimileri siyasetten kimileri de vesayetten güç devşirip yol alırken, kimileri de ne olup bittiğini anlamaya çalışır. Yoğun gündem sarmalında yuvarlanıp gideriz velhasıl. Her yeni güne bedensel ve zihinsel yüklerimizle uyanır, günü yine ve yeni yüklerimizle aynı zamanda karmakarışık duygularla tamamlarız. Bu anlamsız sürecin ne yazık ki, sağduyudan yoksun ve ön yargılarımızın esiri olduğumuz, ben merkezli yaşadığımız için de önüne geçemiyoruz. Bariyerlerimizi aşamıyor, geleceğimizi başta ideolojik körlüklerimiz olmak üzere sığ çekişmelerimize kurban ediyoruz. Hal böyle olunca da hamaset,siyaset ve de vesayet çıkmazına yem oluyoruz. Hayatı sadeleştiren bir anlayışla, sorgulayan bireyler olabilsek, algılar üzerinden değilde olguları dikkate alabilsek, nefsani değilde insani refleksler gösterebilsek, kendimize dev aynasında değilde boy aynasında bakabilsek hatırı sayılır bir mesafe alabileceğimiz kaçınılmaz. Ortak paydalarımızı ve değerlerimizi ıskalamadan, gelenekten geleceğe anlayışı ile imkanlarımızı yine ortak hedeflerimiz için seferber edebilsek, ne kurguculara, ne tetikçilere, ne yancılara, ne yalancılara, ne bozgunculara ne de eyyamcılara hareket alanı bırakmaz, kimselere yaranmak zorunda kalmayız. Duygularımızla oynayıp ayarlarımızı bozanlara hep birlikte karşı durabilsek ne iyi olurdu.
Ecdadın bizlere bıraktığı ‘Yalnız taş duvar olmaz, baş başa vermeyince taş yerinden oynamaz’ aynı zamanda ‘akıl kişiye sermayedir’ mirasını hep gündemimizde tutabilip değerlendirebilseydik şimdi çok daha başka konulardan bahsediyor, geleceği daha net görebiliyor olacaktık. Öyleyse hepimizin üzerine asli görev olarak alması gereken sorumluluklar ve ödevler olduğu kesin. Hayat bagajımızı taşınamayacak duruma getirmeden ve sürekli tık nefes yürümeye mecbur kalmadan gelin bir karar verelim, akıl nimetinden azami istifade etmenin yollarını bulalım. Anlamsız kıyaslardan, yarışlardan, kavgalardan uzak durup, tahriklere ve tacizlere fırsat vermeden varlık sebebimizi yeniden sorgulayalım.
Şucu bucu söylemlerinden çok sıkıldık ve tıkandık, yürümeye takatimiz kalmadı, zaman akıyor zemin kayıyor, toplumsal kalkınmanın maddi ve manevi kalkınmayla olacağı gerçeğini aklımızdan hiç çıkarmayalım. Her sorunu sistem sorunu olarak görüp bireysel yükümlülüklerimizden kurtulamayız, tam aksine bu tavrımız sorunların daha da büyümesine neden olacak, topyekun herkesi belirsizliğe ve çıkmaza sürükleyecektir.
Hülasa, insanı merkeze alan bir anlayış en doğru anlayış olacak ve daha yaşanabilir bir dünyayı hep birlikte imar edebileceğiz.
Kalın sağlıcakla.
